Adana Tanıtımı

Adana İli 35–38 enlemleri ile 34–46 doğu boylamları arasında ve Akdeniz Bölgesi'nde yer almaktadır Kuzeyinde Kayseri, doğusunda Kahramanmaraş, Gaziantep ve Osmaniye, batısında Niğde ve İçel güneydoğusunda Hatay illeri bulunur.

Adana Serbest bölgesi, demiryolu ulaşımı, güçlü karayolu bağlantıları, uluslar arası Şakirpaşa Havalimanıyla, Türkiye’nin en eski sanayi kültürü ve genç insan kaynaklarıyla, üniversitesiyle, organize sanayi bölgesiyle, Kent Konseyi gibi güçlü ve etkin sivil toplum kuruluşlarıyla, dünya kuş göç yolu üzerindeki Türkiye’nin en büyük kuş cenneti ve binlerce ha’lık lagünleriyle, dünyaca ünlü enerji ve rafineri projeleriyle ve tabi bereketli ovasıyla gelişme potansiyeli yüksek en önemli illerdendir.

9. beş yıllık kalkınma planında, “Türkiye’nin mevcut jeostratejik konumunun etkin bir biçimde kullanılmasıyla enerji üreticisi ve tüketicisi ülkeler arasında transit ülke olunması, bu şekilde jeostratejik konumumuzun daha da güçlendirilmesi sağlanacaktır. Ceyhan’ın uluslar arası petrol piyasasında ana dağıtım noktalarından ve petrol fiyatlarının teşekkülünden önemli merkezlerden birisi olmasına çalışılacak ve doğal gazda transit boru hatlarının yapımının tamamlanarak Avrupa’ya gaz satışında etkin olunması amacıyla gerekli tedbirler alınacaktır.” denilmektedir.  Ülkenin en üst ölçekli planında ilimiz hakkında geçen ifadeler aynen böyledir.

Ayrıca, 2011-2013 Orta Vadeli Programı’nda ise, Enerji ve ulaştırma Altyapısının Geliştirilmesi” başlığı altında Türkiye’nin içinde olduğu bölgede bulunan enerji (petrol, doğal gaz ve elektrik) kaynaklarının uluslar arası pazarlara ulaştırılmasında Türkiye’nin transit güzergahı ve terminal ülke olması için gerekli çalışmaların sürdürüleceği belirtilmektedir.

Rusya ve Ortadoğu petrol ve doğalgazını Akdeniz’e indirip Avrupa’ya aktaracak ve enerji köprüsü konumuna gelecek olan İlimiz, Samsun-Adana-Ceyhan, BTC ve Kerkük-Adana-Yumurtalık boru hatlarının ilave projelerinin gerçekleşmesiyle yılda 190 milyon ton gibi bir kapasiteye ulaşacaktır. Avrupa’nın en büyük ve önemli limanı olan Rotterdam Limanı’nın terminal kapasitesinin 133 milyon ton olduğu bilindiğine göre Adana-Ceyhan dünyanın en büyük limanı olma yolunda ilerlemektedir.

Adana’nın toplam yüzölçümü 14.030 km2 'dir ve bunun %38,5'ini işlenen tarım toprakları oluşturmaktadır. Bu topraklar, Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin Toroslar önünde oluşturduğu geniş alüvyal ovanın kuzeyinde ve Seyhan nehrinin kıyılarını saran bölgede yerleşmiştir.

Kentin denize olan uzaklığı 40 km., denizden yüksekliği ise 20 metredir.

TARİHSEL GELİŞİM

Uzun bir tarihi geçmişe sahip Adana'ya hâkim olan devlet uygarlıklar, çeşitli uluslardan insanların da bu yöreye göç etmesine neden olmuşlardır.

Bunları kronolojik sırada belirtecek olursak, Luwi Krallığı, Arzava Krallığı, Kizuvvatna Krallığı, Hitit Krallığı, Kue Krallığı, Asur Krallığı, Kilikya Krallığı, Pers Krallığı, Makedonya Krallığı, Selökid Krallığı, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Arap-İslam Egemenliği, Kilikya-Ermeni Krallığı, Ramazanoğulları Beyliği ve Osmanlı İmparatorluğu'dur.

Adana'nın eski çağlara ait tarihi hakkında sağlıklı bilgi bulmak güçtür; ancak bununla birlikte şehrin kuruluşu birtakım mitolojik olaylara dayandırılmıştır. Bunlardan biri ve en yaygın olanı, Bizanslı Etienne'nin kaydına göre, gök tanrısı Uranüs'ün iki oğlu "Adanus" ve "Sarus"un Tarsus halkı ile yaptıkları savaşlar sonucu kurulduğu ve Adanus'un adına izafeten "Adania" denildiğidir. Bu efsanenin tarihî bir değeri olmamakla beraber, eski çağlarda M.Ö. IX asırda, Kilikya olarak adlandırılan Çukurova'da, Adana'yla birlikte daha birçok şehir bulunduğu ve aralarında büyük bir rekabetin varlığı söz konusudur.

M.Ö. 1650 yıllarında, Boğazköy metinlerinde "Uru Adania" olarak, muhtelif ferman ve yazmalarda ise "Erdene, Edene, Ezene, Azana ve Batana" şekillerinde adlandırılan Adana, tarihin en eski devirlerinden itibaren, Gülek Boğazı'ndan inen yolun, ovanın en büyük akarsuyu olan Seyhan Nehri kıyısı gibi önemli bir mevkide kurulmuş olduğundan dolayı pek çok topluluğun istilâsına uğramıştır.

Arkeolojik çalışmalar sonucu elde edilen bilgilere göre; Adana'nın bilinen ilk sahipleri M.Ö. XV. yüzyılda Hitit Federasyonu olup, bunlardan sonra da Asur hâkimiyetine girdiği anlaşılmaktadır. Bölge M.Ö. 621-333 yıllarında Keyhüsrev (Cyrus) zamanında İran'ın, M.Ö. 333'ten itibaren de Büyük İskender'in eline geçmiş, onun ölümünde Selefkîler'in hissesine düşmüş, neticede bu hanedan ile Mısır Batlamyos hanedanı arasındaki mücadele sonucunda Mısır'ın eline geçmiştir. Nihayet M.Ö.12'de Pompei tarafından Roma İmparatorluğu topraklarına katılmıştır.

Adana, Çukurova ile birlikte Roma'nın M.S. 395'de ikiye ayrılmasından sonra Doğu Roma (Bizans) sınırları içinde kalmış, bu dönemde gelişerek oldukça önemli bir ticaret bölgesi haline gelmiştir. Nitekim bu dönemde başta meşhur 21 gözlü Taşköprü olmak üzere pek çok imar faaliyetinde bulunulmuştur.

Adana'ya Müslümanların ilk akınları Halife Ömer zamanında başlamıştır. Ancak geçici türden olan bu akınlar Muaviye zamanında da devam etmesine rağmen bir sonuç vermemiştir. Buna karşılık bölgenin İslâm kuvvetlerince fethi asıl Emevi halifesi Abdülmelik zamanında gerçekleşmiş, Türk-İslâm gurupları tarafından iskâna açılması ise Abbasiler zamanında Halife Harun Reşid döneminde Horasanlı kumandan Süleyman El-Türkî tarafından gerçekleştirilmiştir. Adana X. asırda Rumların, XI. asır sonlarında Selçukluların ve bir müddette Haçlıların eline geçmiş, XII. asırda kısa bir süre Konya Selçukluları idaresine girmiş ve bunlardan tekrar Bizans imparatorluğu ile Kilikya Ermeni prenslikleri arasında el değiştirmiştir.

Son olarak ise Adana XIV. asır ortalarından itibaren Memlukların ve bunlara bağlı olarak 780-970 (1378-1562) yılları arasında Bozok Türkmenlerinden Yüreğir boyu beylerinden Ramazan Bey ve ailesine intikal etmiştir. Adana Çukurova bölgesi ile birlikte Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferinde Osmanlı topraklarına katılmakla birlikte, uzun bir müddet daha Ramazanoğulları vasıtasıyla idare edilmiştir.

Osmanlı hâkimiyetindeki Adana, zaman zaman Halep eyaletine tabi bir sancak bazen de müstakil bir eyalet halinde Osmanlı idarî teşkilâtında yer almıştır. Nitekim, 1608-1833 yılları arasında ise mütesellimlik şeklinde idare edilen Adana, 1867'de Kozan, Cebel-i Bereket, İç-il sancaklarının birleştirilmesiyle eyâlet haline getirilmiştir.

Seyhan Vilayetinin (İlbaylık-Valilik) oluşumuna yönelik Bazı Vilayetlerin İlgası ve Bazılarının Birleştirilmesi Hakkında Kanunun (Kanun no : 2197, Kabul Tarihi : 20/03/1933, Resmi Gazete Tarihi: 27/05/1933, Resmi Gazete Sayısı: 2411), 6. maddesinde, “Cebelibereket Vilayeti lağvolunmuştur. Vilayetin merkez kazası olan “Osmaniye” kazası Bahçe, Dörtyol, Seyhan Kazaları ile birlikte Adana Vilayetine ve Islahiye Kazası da Gazi Antep Vilayetine bağlanmıştır. Bu suretle teşekkül eden Adana Vilayetinin ismi merkezi Adana olmak üzere “Seyhan” tebdil olunmuştur.” denilmektedir.

1833-1840 yılları arasında Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın isyanıyla başlayan harekât sonunda, Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa'nın eline geçmiş, Londra Antlaşması ile de 1841'de tekrar Osmanlı Devleti'ne bağlanmıştır. I. Dünya savaşı sonunda (1914-1918) 24 Kânun-i evvel 1918'de Fransızlar tarafından işgal edilen Adana, şiddetle mukavemet etmesi sonucunda iki yıllık bir Fransız hakimiyetinden sonra 1921'de Ankara İtilâfnamesi ile Türkiye'ye teslim edilmiş ve 5 Ocak 1922'de Fransızlar şehri kendilerine yardımcı olan Ermeniler ile birlikte terk etmişlerdir. Bu tarih bugün Adana'nın Kurtuluş Günü olarak kutlanmaktadır.

1671 (1082)'de Hicaz'a giderken Adana'dan geçen Evliya Çelebi, Adana'nın dört köşeli, 500 adım çevresi olan, 7 kuleli ve iki kapılı bir kalesi olduğunu yazmaktadır. Çelebi’ye göre; Kale doğu tarafından nehirle, diğer üç tarafından da hendeklerle çevrilmişti. Kale içinde 37, kale dışında ise 8700 ev bulunuyordu. Ayrıca şehirde beşi büyük 70 cami, 130 dükkân, 17 han ve bir kapalı çarşı vardı.

Sokakların genelde evlerin arasında toprak halinde olmakla birlikte, çarşı ve pazar yerlerinde taş döşeli olduğu ve şehrin etrafının da bağ ve bahçelerle çevrili bulunduğu yine Evliya Çelebi tarafından ifade edilmektedir.

Adana'nın tarımsal ürünleri arasında limon, turunç, zeytin, incir, nar, şeker kamışı ve pamuk sayılmaktadır. Bu arada halkın Türkmenlerden oluştuğu, ayrıca az miktarda Arap, Rum, Ermeni ve Yahudi bulunduğu da kaydedilmektedir.

Türk egemenliği altına girdikten sonra Adana sosyal ve kültürel yönden sakin bir dönem yaşamış ve ekonomisi tamamen tarıma dayalı olarak gelişmiştir.

Bu arada Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın 1833 - 1840 yılları arasında devam eden işgal döneminde başta pamuk ekimi olmak üzere tarımda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmeler Adana'da toprağa bağlı önemli bir sermayenin yaratılmasına ve zengin bir çiftçi topluluğunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu tarihlerde, topraklar henüz sulanamadığı için tarımda verim düşük ve sanayi tesisi yok denecek kadar azdır. İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar hemen hemen bu şekilde kalan "Adana fotoğrafı" savaş sonrasında tüm ülkeye yapılan “Marshall Yardımı”ndan alınan payla yavaş yavaş değişmeye başlamıştır.

Bu yıllar tarımın da tarımsal mekanizasyon sayesinde modernleşmesi ile verimin arttığı ve Adana piyasasında görülmemiş ölçüde para bolluğunun ortaya çıktığı dönemdir. Bugün sermaye birikimine sahip olan ve sanayi alanında yatırım yapmış ailelerin yükseliş öykülerinin başlangıcı da o yıllara rastlamaktadır.

Yakın geçmiş olarak baktığımızda Adana’ya damgasını vuran olaylar şöyledir;

I. Dünya Savaşı'ndan sonra Adana ve çevresi Fransa tarafından işgal edildi. Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı esnasında gösterdiği diplomatik başarı sonucu yapılan 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ile Fransa, Adana ve çevresinden çekilmek zorunda kaldı. (5 Ocak 1922)

II. Dünya Savaşı sırasında (30 Ocak 1943) İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve İsmet İnönü, Adana'ya 23 kilometre uzaklıktaki Yenice'de bir araya gelmiştir. Toplantıda Churchill, Türkiye'nin müttefikler yanında II. Dünya Savaşı'na katılmasını istemiş, ancak İnönü bunu reddetmiştir. Tarihte bu zirve Adana Buluşması olarak bilinir.

1955 yılında hükümetin ABD ile yaptığı anlaşma gereği olarak, Adana'nın 10 km doğusundaki İncirlik beldesinde NATO Hava Üssü kuruldu. Soğuk savaş yıllarında, 1991 I. Körfez Savaşı'nda ve 2003 II. Körfez Savaşı'nda etkin olarak kullanılmıştır.

1956 yılında Seyhan Barajı ve Hidroelektrik Santrali hizmete açıldı.

1998 yılında 6,2 şiddetinde bir deprem meydana gelmiştir. Ceyhan Depremi olarak bilinen depremde çoğu Ceyhan'da olmak üzere toplam 145 kişi hayatını kaybetti.

Tarihi Eserler

Yeri ve ismi değişmemek koşuluyla, dünyanın en eski şehridir Adana. Arkeolojik kalıntılarda adı gecen Adania ile, Antakya, İstanbul, Efes, Roma gibi eskilikleriyle ünlü şehirleri kıyaslarsanız, hemen aradaki 1000 yıllık farkı hissedebilirsiniz. Şehir dünyanın en eskilerinden biri olunca, şehri oluşturan bina ve yapıtlarının da ona eşlik etmesi gerekir. Örneğin Seyhan Nehri'nin iki yakasını birbirine bağlayan 7 köprünün en eskisi olan Taşköprü’de'' Dünyanın hala kullanılan en eski köprüsü'' ünvanına sahiptir.

Adana aynı zamanda çok sayıda tekin de yaşadığı bir yerdir. Örneğin kentin sırtını dayadığı Toroslar, dünyada endemik (sadece o bölgede yaşayan) bitkilerin en fazla olduğu bölge olma özelliğini korur. 

Dünyada  tıp tarihi içinde Adana’nın yeri konusunda bilimsel gerçek ‘’Dünya’da bugüne kadar gelebilmiş en eski tıp-eczacılık kitabının’’ Adana’daki Anavarza Antik Kent’inde yazılmış olduğudur.

Bu kitabın yazarı  Anavarzalı askeri hekim Dioskorides’dir. Materna Medica ismine sahip olan bu kitabın bir nüshası Viyana‘ dadır. Daha sonra Kitab_ül Haşşaşi adıyla yazılan diğer bir kopyası ise Topkapı Sarayı’ndadır.

3 cilt halinde bulunan bu kitapta bitkilerin, hayvan etlerinin ve madenlerin hangi hastalıklara iyi  geldiği, yan  tesirleri ve dozları anlatılmaktadır. Anlatılan ilaçların bazıları hala yöre halkı tarafından ilaç niyetine kullanılmaktadır. Dioskorides isminde. MS I. Yüzyılın içinde yaşamıştı. Tarsus yakınlarında tıp bilgisini geliştirmiş, daha sonra Roma'nın uzak diyarlarına Girit, Mısır, Petra'ya gitmişti. İmparator Neron zamanında orduların seferi esnasında en çok ihtiyaç duyduğu ilaç yapımı ve sağlık hizmetlerinde görev almıştı.  MS 69 yılında yazdı “Materia medica” isimli kitabını. “Tıbbın kaynağı” adını taşıyordu yazılan kitap Çiçekler ve otlardan ilaç yapmayı ve tedavi aracı olarak kullanmayı açıklıyordu

Yaklaşık günümüzden 2500 yıl önce yaşayan, hekimlerin mesleğe başlamadan önce adına yemin ettikleri antikçağın  efsanevi hekimi, HİPOKRAT’ın dedesi olduğu efsane edilen sağlık tanrısı Aueskulap (Eskülap okunur) anısına Aueskilapion (Eskülap’ın evi) dediği ilk hastaneleri kurmuştur. Bu ilk hastaneler aynı zamanda tıp eğitiminin verildiği ilk tıp okullarıdır. Adana, antik çağın bu gelişmesinde de rol oynamış, o dönemde kurulan 3 önemli Aeuskulapion‘dan biri Adana’nın Yumurtalık İlçesinde faaliyete başlamıştır. Tarihimizde kalıntıları pek kalmasa da ilk hastanenin yıkıntılarından çıkan  taşların, Yumurtalık’ta bulunan diğer tarihi kalıntılarının inşasında kullanıldığı bilinmektedir.

Yumurtalık için anlatılan efsanevi öykülerden biri de, bir zencinin kolunun bir beyaza takılması suretiyle ilk organ naklinin burada, yani Adana’nın  ilçesi Yumurtalık da yapıldığıdır.

Gerçi efsanelere bakılırsa Adana ile ilgili birçok tıp öyküsü  anlatılmaktadır. Bunun en bilineni Lokman Hekim Efsanesi’dir. Lokman Hekim için bitki ve çiçeklerin dilini bildiği ve onlardan aldığı bilgilerle ölümsüzlüğe çare oluşturduğu anlatılır. Ancak ölümsüzlüğün olmasını kabullenmeyen Tanrı’nın, Adana’nın Misis Köprüsü üzerinde Lokman’ a bir elçi gönderip, bulduğu çarenin notlarını Ceyhan Nehri’ne  uçurduğu efsane edilir.

Çukurova’nın ve onun sırtını dayadığı Toroslar’ın dünyanın en zengin bitki çeşitliliğine sahip olduğu bir bilimsel gerçektir. Dolayısıyla bitkileri iyileştirici zenginliği, Lokman Hekim öyküsünün söylenegelmiş olmasını sağlaması mümkündür.

Adana’da bugün faaliyet gösteren hastanelerden en eskisi 896 yılında önce bir mütevelli heyet tarafından kurulan sonra Memleket   Hastanesi adıyla Belediye’ ye devredilen Adana Devlet Hastanesi’dir. 100 yıldan fazladır hizmete devam eden hastanenin nehir kenarına kurulmasına, o yıllarda yaygın olan Kolera hastalığı (atıkların nehre atılması nedeniyle) daha da yaygınlaşır düşüncesiyle karşı çıkılmıştır. Hatta o yıllarda kolera müfettişi olarak Adana’yı teftişe gelen Dr. Şerafettin Mağnuni anılarında, dönemin valisini böyle bir karar alması nedeniyle akılsızlıkla suçlamıştır.

Bugünkü Adana'da, eski devirlerden kalan oldukça fazla sayıda tarihi eser vardır. Bazı eserler tamirleri esnasında eski özelliklerinden hayli kaybetmelerine rağmen, hala oldukça etkileyicidirler. Ancak seyyahların bizzat tanık oldukları ve salnamelerde kaydedilen eserlerden birçoğu da maalesef yok olmuştur. Bunlardan en önemlisi Adana Kalesi’dir. Kale 1836 yılında Mısır valisi Mehmet Ali Paşa tarafından yıktırılmış ve bugüne hiçbir iz kalmamıştır. Ancak diğer tarihi eserlerden 35 kadar cami, mescit, medrese, han, hamam v.s. kadar eser günümüze kadar gelmiştir.

Bu tarihi eserlerden en önemlilerinden birisi de, Seyhan Nehri üzerinde kurulmuş bir Roma devri yapısı olan ancak kim tarafından yaptırıldığı kesin olarak bilinmeyen 21 gözlü Taşköprü’dür.

Antik Kentler:

  • Kozan-Anavarza
  • Yumurtalık-Ayas
  • Karataş-Magarsus
  • Adana-Misis
  • Adana-Tepebağ Höyük ve Antik Kenti
  • İmamoğlu-Yeraltı Şehri
  • Aladağ-Akören  Kiliseleri
  • Tufanbeyli-Şar Antik Kenti

  Müzeler:

  • Atatürk Bilim ve Kültür Müzesi
  • Arkeoloji Müzesi
  • Etnografya Müzesi
  • Misis Mozaik Müzesi
  • Karacaoğlan Edebiyat
  • Yeşiloba Şehitlik Müzesi
  • Sinema Müzesi
  • Kent Müzesi, Fotoğraf makineleri, Mehmet Baltacı fotoğrafları, Adana İhtisas Kütüphanesi, Adana’da çıkan dergi ve gazete arşivleri; Eski Kız Lisesi olan Kültür-Sanat Merkezinde sergilenmektedir.
  • Milli Mücadele Müzesi

Adana’nın Simgeleri

Taşköprü

Toroslardan Akdeniz'e ulaşan Seyhan Nehri'nin üzerinde, Adana şehrinin doğusuna gelecek şekilde inşa edilmiş olan Taşköprü, günümüz şehir dokusu içerisinde zamanı en çok biriktiren yapı olarak dikkat çekici ve önemlidir.

Yapının inşa tarihi hakkında kesin bir kanıt bulunmamasına rağmen, Adana Arkeoloji Müzesi'ne "1266" envanter numarasıyla kayıtlı 12 satırlık Grekçe yapım kitabesinde konuyla ilgili aydınlatıcı bilgilere ulaşılmaktadır. Aynı kitabe 1945 yılında Alman Arkeoloji Enstitüsü üyelerinden filolog Schneider tarafından okunmuş ve tercüme edilmiştir. Kitabesinin okunmasından önce Taşköprü'nün yapım dönemi; bazı kaynaklarda Roma İmparatoru Hadrianus'a (117-138), bazı kaynaklarda ise Bizans İmparatoru I. Justinianus'a (527-565) mal edilmekteydi. Kitabenin okunup tercüme edilmesiyle inşa dönemine ait bu karmaşa ortadan kalkmıştır. Köprü, Roma İmparatorluğu Dönemi'nde "Auxentios" adlı bir mimar tarafından yapılmış olup aynı mimarın 384 yılında Roma'da da inşa ettiği bir köprü daha vardır. Yapım dönemi konusunda I. Justinianus'un adının geçmesi, muhtemelen ilerleyen zamanda O'nun tarafından esaslı bir şekilde yaptırılan onarımdan kaynaklanmaktadır.

Yaklaşık iki bin yıldır Asya ve Avrupa kıtaları arasında ordu ve kervanlar için bir geçiş noktası olan Taşköprü, günümüzde de Adana'nın iki yakasını birbirine bağlamaktadır. Taşköprü, 317 m. uzunluğu, 13 m. yüksekliği, 21 kemer gözü ve altından akan suyun aynılığı ile; aynasında bize yüz yıllar öncesinin görüntülerini yansıtır. Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde Adana ile ilgili verdiği bilgilerde Taşköprü'den bahsederken; köprünün iki başındaki kapılardan ve bu kapıların muhafızları için yaptırılmış olan kâgir kulelerin varlığından, yine köprünün 21 gözü olduğundan söz etmiştir. Bu kapılar Osmanlı Döneminde yaptırılmıştır. Batı tarafındaki kapı adını çok uzağında olmayan Adana Kalesinden aldığından Kale Kapısı adıyla bilinmekteydi. Kale ile Köprü arasındaki bağ ve kaleden köprüye geçiş, Batılı seyyahların notlarında da karşılaşılan bir bilgidir. Taşköprü'de günümüzde, 14 kemer gözü sağlamdır ve kemer gözleri uçlardan ortaya gittikçe büyümektedir. Köprünün ortası uçlara oranla daha dardır; muhtemelen korunma amacıyla bu şekilde inşa edilmiştir.

2001 yılında Adana Kent Konseyi içerisinden Taşköprü Komitesi kurularak yapılması gerekenler, sahiplilik, ihale edilmesi için çalışmalar gibi faaliyetleri değerlendirilmiştir. 20.10.2001 tarihinde “Geçmişten Günümüze Taşköprü Forumu” yapılarak çok çeşitli uzmanların fikirleri, bildirileri alınmış konu tüm yönleriyle konuşulmuş, kamuoyu oluşturulmuştur.

Taşköprü'nün 2006 yılı başında başlayan restorasyon çalışmaları 2007 başlarında sona ermiştir. 2012 yılı itibariyle Tarihi Taşköprü’nün hem Seyhan hem de Yüreğir yakasında birer kent meydanı yapılması için Adana Büyükşehir Belediyesince fikir yarışması düşünülmektedir.

Bebekli Kilise

Tepebağ Mahallesinde, 1881 yılında St. Paul adına yaptırılmış olan İtalyan Katolik Kilisesi'dir. Giriş cephesinin üst kısmına yerleştirilmiş olan Meryem Ana heykelinin halk arasında bebeğe benzetilmesinden dolayı adı "Bebekli Kilise" olarak anılmaktadır.

Düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilmiş olan yapı, 1920'lerde önemli bir yangın geçirmiştir. Estetik kaygılardan çok fonksiyonelliğe hizmet eden kilise, içte ve dışta modern bir görünüme sahiptir. Yapının kuzey yöndeki yarım daire şeklinde dışa taşma yapan kısmında yapının boyutlarıyla uyumlu ve fazla yüksek tutulmamış bir çan kulesi bulunur.

Bebekli Kilise Adana'da, fonksiyonellikten çok, renkli kültürel mozaiğin yaşayan bir simgesi olarak ayaktadır.

Büyük Saat Kulesi

Adana Saat Kulesi, Ulu Cami Mahallesi'nde, Ulu Cami'in güneyinde Ali Münif Caddesi üzerinde bulunur. Adana Valisi Ziya Paşa tarafından yapımına başlanmış ve 1882'de yeni Adana Valisi Abidin Paşa tarafından tamamlanmıştır. Yapının tamamlanmasında o dönemde Belediye reisi olan Hacı Yunus Ağa'nın önemli yardım ve katkıları olmuştur.

Adana Saat Kulesi, tuğladan kare prizma şeklinde ve 35 m.'ye yakın yüksekliktedir. Kulenin üzerine çıkan ve temele inen bir merdiveni vardır. Oldukça sade bir görünüme sahip olan Adana Saat Kulesi, altta taş bir kaide üzerinde yükselen tuğla gövde ve üst kısımda çanın asıldığı baldaken şeklindeki köşk kısmından oluşmuştur. Baldakenin dört bir tarafında saat kadranları yer almaktadır. Fransız işgali sırasında 1920 yılında saat kısmının tahrip olduğu ve 1925 yılında Almanya'dan getirilen yeni bir saatin eskisinin yerine takıldığı bilinir. Kulede bugün Almanya'dan getirilen saat bulunmaktadır.

Fonksiyonelliği ve mimari durumuyla öne çıkan Adana Saat Kulesi (günümüzde Büyük Saat olarak bilinir), çok uzun bir geçmişe sahip olmamasına karşılık; yıllar öncesinin zamanı belirleyen sesini, bulunduğu mekânda sürekli mevcutmuş izlenimi bırakarak kulağımıza fısıldar.

2011 yılında altyapı çalışmaları sırasındaki buluntulardan dolayı kulenin hemen yanında küçük bir alan koruma bölge kurulu tarafından 1. derece arkeolojik sit alanı ilan edilmiştir.

Bahri Paşa Çeşmesi

Daha önceleri Kuruköprü Semti'nde yer alan ve daha sonra 1956'da şehir imar planının uygulanması esnasında yıktırılan Bahri Paşa Çeşmesi'nin röprodüksiyonu Atatürk Parkı'nda sergilenmektedir.

Çeşme, Osmanlı Batılılaşma Dönemine ait süsleme özellikleri açısından şehirdeki diğer eserlerden farklı bir üslubu göz önüne serer. Barok mimarinin ihtiyaçtan çok göze hitap eden estetik unsurları; profilli silmelerde ve gövdenin alt kısmında dört yanda kullanılmış oval aynalıklarda kendini gösterir.

Küçük Saat

Adana'da, eskiden Kemeraltı Camii'nin yanındaki kale kapısından dolayı, Tarsus Kapı ya da Ters Kapı adıyla bilinen bu meydanda Cumhuriyetin ilk yıllarında İş Bankası tarafından konulan ve Küçük Saat olarak anılan ikinci bir sembolik saat bulunmaktadır.

Mekanizması sembolik bir kumbara içerisine yerleştirilmiş olan saat, sanatsal açıdan değerli olmamasına karşılık işlek caddelerin kavşak noktasında yer alması yönüyle dikkat çekici bir konumdadır. Bugün Küçük Saat adıyla anılan semt, kentin canlı ticaret merkezidir. Dükkânlar, alışveriş merkezleri büyük bir insan kalabalığıyla günün her saatinde, hareketli manzaralar sergilemektedir.

Atatürk Parkı

Şehir merkezinde Atatürk Caddesi üzerinde yer alan Atatürk Parkı, hem kentin bağımsızlığını simgeleyen anıtları barındırması hem de konumu dolayısıyla Adana'yı simgeleyen unsurların başında gelir.

1935 yılında heykeltıraş Ali Hadi Bara tarafından yapılarak yüksek bir kaide üzerine yerleştirilen bu anıt, Atatürk'ü, askeri üniformasıyla tasvir ettiğinden, onun Kurtuluş Savaşı'ndaki komutasını yansıtmaktadır. Atatürk Anıtı'nın iki yanına ve altta kalacak şekilde yerleştirilmiş olan anıtlardan sağ tarafında yer alan anıt, Kurtuluş Savaşı'nda şehit düşen bir Türk askeri olan Mustafa ve nişanlısı Emine'nin adları altında Türk halkı için vatanın önemini vurgulamaktadır.

Sabancı Merkez Camii

Üzerinde bulunduğu alanın genişliği, şehir siluetinde öne çıkması, oldukça büyük boyutu, kullanılan plan ve malzeme özellikleriyle Adana şehrinde bir simge unsuru noktasında duran Sabancı Merkez Camii, şehir merkezinde yer alması yönüyle de bu hususta kuvvet kazanmaktadır.

6600 m2'lik bir alana oturan cami, 60 m. x 110 m. ebatlarındadır. Dördü 3 şerefeli, toplam 6 minaresi vardır ve yükseklikleri 99 m.'dir. Ana kubbenin yüksekliği 54 m., çapı ise 34 m.'dir. Camiin dört bir yanına revakların yapılmasının yanı sıra açık alanlarının ve üst kat teraslarının ibadet mahalli şeklinde düşünülüp projelendirilmesi, Adana'nın iklim şartlarına uygun bir çözüm olmuştur.

Temeli Aralık 1988'de, atılan yapı 18 Aralık 1998'de kullanıma açılmıştır. İlk etapta Merkez Camii adı verilen inşaat, 1996 yılından bitimine kadar olan sürede VAKSA'nın mali katkılarından dolayı caminin adı Sabancı Merkez Camii olarak değiştirilmiştir.

KAYNAK: ADANA MEVCUT DURUM RAPORU
(Adana Büyükşehir Kent Konseyi Yayınları)